![]() |
| John Berger |
Kitabın üçüncü bölümünde mülkiyet ve yağlıboya eserler ilişkisini ele alan Berger’in asıl konusu 1500-1900 yılları arasında sanatın yine yönetici sınıfların ülküsüne hizmet ettiğidir. Yağlıboya resim, tempera ya da fresko teknikleriyle anlatılamayacak bir yaşam görünüşü vermek için geliştirildi ve yağlıboya resimdeki geleneksel görme biçimi İzlenimcilikle sarsılmış, Kübizmle yıkılmıştır. Bu nedenlerle geleneksel yağlıboya resim dönemi 1500’le 1900 arası olarak saptanabilir. Bu dönemde mülke ve alışverişe karşı edinilen yeni tutumlarla belirlenen dünyayı görme biçimleri görsel anlatını yağlıboya resimde bulmuştur. Kapitalin toplumsal ilişkilerde yaptığı etkiyi yağlıboya resim üzerinde yapmıştır.
Resim, her şeyi nesnelerin eşitliğine indirgedi çünkü her şey alınıp satılabilir bir mala dönüştü. Berger’e göre bunun asıl sebebi yağlıboya tekniği ile objelerin nesnel özelliklerini neredeyse aslından ayırt edilemeyecek bir görünümle yakalayabilmesidir. Böylelikle, çoğu zaman oldukları gibi gösterilen objeler, sonuçta satın alınabilir objelerdir ve bir objeyi satın almakla, o objenin görünümünü satın almak arasında önemli bir fark yoktur. Aslında bakarsak bu dönemlerde yapılan her tablonun farklı bir görevi vardı diyebiliriz.
Yazar bu düşüncesini yaptığı bir alıntıyla şöyle destekliyor: “ Batı uygarlığında sanatın göze batan özgün çizgilerinden birini oluşturan şey bence, sahibin ya da giderek seyircinin o nesneye sahip olma konusunda gösterdiği güçlü ve tutkulu istektir. “ (LEVİ STRAUSS )
Yağlıboya resim geleneğinden önce ortaçağda ressamlar, resimlerinde çoğu zaman altın yaldız kullanırlardı. Sonraları yaldız resimlerde görünmez oldu, yalnızca çerçevelere sürüldü. Oysa resimlerin çoğu altın yaldızı ya da parayla satın alabilecek başka şeyleri gösteriyordu. Satın alınabilecek bu mallar sonunda sanat yapıtlarının asıl konusu oldu.
(Istakozlu Ölü Doğa, De Heem, 1606-1684)
Örneğin bu tabloda yiyeceklerle dolu bir masa görülüyor. Böyle bir resmin sanatçının neleri resme geçirebileceğini göstermekten öte bir anlamı vardır. Sahibinin zenginliği, alıştığı yaşam biçimini yansıtır resim. O dönemin zengin insanları malları, mülkleri ve kendilerini resmettirip, duvarlarına asarak gösteriş ve geleceğe bir şeyler bırakma düşüncesini benimsemişlerdi. Yani bu resimlerin amacı seyirciyi ve sahibini kendilerinde geçirerek yeni yaşantılara götürmek değil, zaten yaşadıkları şeyleri süsleyip püsleyerek onlara yeniden göstermekti. Böylesi resimleri seyrederken seyirci veya sahip kendi tutkusunun, kendi zenginliğinin klasikleşmiş halini görmek istiyordu.
Gündelik yaşam resimleri üzerinde de duran Berger, gündelik yaşam eserlerini düşük yaşamı gösteren mitolojik resimlerin karşıtı olarak tanımlamıştır. Gündelik yaşam resimlerini amacı olumlu ya da olumsuz bu dünyada erdemliliğin toplumsal ve parasal ödüllerle değerlendirildiğini kanıtlamaktı. Böylece çok da pahalı olmayan bu resimleri satın alabilenler kendi erdemliliklerini doğrulamış oluyorlardı.

👍👏
YanıtlaSil:):)
SilYorum Gönder